Çekingen Kişilik – Utangaç Mıyım?

Çekingen kişilik bozukluğu sıklıkla utangaç mizaca sahip olmakla ve sosyal anksiyete ile karışmaktadır.

Çekingen kişilik bozukluğuna sahip bireyler aşırı derecede değerlendirilme kaygısı yaşarlar.

Eleştiri reddedilme ve onaylanmamaktan o kadar çok korkarlar ki negatif geribildirimlerden kendilerini korumak için işe girmekten ya da ilişki kurmaktan kaçınırlar. ( Krıng& Johhson& Davıson& Neale, Çev. M.Şahin, 2017)

Yanlış bir şey söylerim korkusuyla çoğu zaman hiç konuşmazlar, sevileceklerinden emin olmadıkları ortamlara girmekte isteksiz davranırlar. Dalga geçileceklerinden eleştiri alacaklarından çok fazla endişe duydukları için sosyal ortamlardan kendilerini ifade etmek zorunda kalacakları herhangi bir durumdan kaçınırlar.

Bu durumla baş etmek kolay değildir. Eğer çekingen kişilik bozukluğu ile ilgili tanı aldıysanız mutlaka psikolojik danışma desteği de almanızı öneririm. Probleminizi daha detaylı anlamanız ve çözüm yollarını aktif olarak kullanmaya başlamanız için psikolojik destek yararlı olacaktır.

Başka neler yapabilirsiniz birkaç maddeyle bakalım:

1. Paradoksal niyet:

Utangaçlık, kaygıyı tetikler. İnsanlarla iletişim kurmanız, topluluk önünde konuşmanız gereken durumlarda sizi nasıl değerlendirecekleri ile ilgili yüksek düzeyde kaygı duyarsınız. Şimdi size bunun önüne geçmek için ilginç bir yöntem önereceğim: daha çok heyecanlanın. Sunum yapacaksınız ve heyecanlanıp hata yapmaktan mı korkuyorsunuz, daha çok heyecanlanın hatta heyecan duygusu ne kadar hissedilebiliyorsa o kadar hissetmeye çalışın. ( Deneyimlerinizi benimle paylaşmayı unutmayın.)😉

2. Düşünceler duyguları belirler

Pozitif düşün pozitif düşün pozitif….

Yok yok şaka, öyle bir şey değil. Sürekli her şey harika olacak diye düşünmenin ne bir yararı var ne de gerçekliği. Elbette bazı şeyler harika bazı şeyler berbat olacak ama emin olun çoğu şey bu ikisinin arasında bir yerlerde normal olacak.

Bunu öğrenmek başlangıçta kimseye iyi gelmiyor ama size bu kaygıları hissettiren yaşadığınız olaylar değil düşünceleriniz. ( Ne yani, iyi düşüneyim iyi mi olsun ?) Hayır, kesinlikle anlatmaya çalıştığım şey bu değil. Gelin sizinle basit bir egzersiz yapalım.

Alışveriş merkezinde dolaşırken karşıdan eski bir arkadaşınızın sizin olduğunuz yöne doğru geldiğini düşünün. Yaklaştığında siz tam elinizi kaldırıp selam verecekken o sizin yanınızdan yürüyüp gidiyor ve siz şaşkınlıkla öylece kalıyorsunuz.

Ne düşünürsünüz?

  • Beni görmezden geldi.
  • Bir selam bile vermedi ne kadar havalanmış.
  • Acaba bir şey mi yaptım, neden kimse benimle yakın olmak istemiyor?

Peki, bu düşünceleri tek tek inceleyin her biri size ne hissettir?

  • Üzüntü/ Endişe
  • Öfke/ Hayal Kırıklığı/ Üzüntü
  • Hayal Kırıklığı/ Üzüntü / Kuşku

Egzersizimiz devam ediyor. Olayımız aynı bu kez sadece farklı bir şey düşüneceğiz. Mesela ”sanırım beni görmedi” ya da ” bir yere yetişmeye çalışıyor gibiydi”

Bu durumda ne hissedersiniz?

Cevabınız tam olarak ne oldu bilmiyorum ama az önceki gibi olumsuz duygulara kapılmayacağınıza gayet eminim.

3. Mükemmellik yalnızca kitaplarda yazar

Gerçek hayatta mükemmel kadınlar ve erkekler mükemmel diksiyonlar ve başarı hikayeleri yok. Etrafınızda gördüğünüz insanların hayatları da yokuşlarla dolu ve hepsi çok fazla hata yapıyor. Hepsi en azından bir kere ben ne yaptım diye ağlamıştır mesela tıpkı sizin gibi. Bu yüzden siz de mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Her şeyi en doğru şekilde yapmaya çalışırken kaçırdığınız fırsatları bir düşünün. Söylemek isteyip de söyleyemediğiniz onca şeyi..

Mükemmeli istemek sizi bir kısır döngüye sokar. En iyiyi yapmaya çalıştığınız için kendi üzerinizde çok yüksek performans hedefi oluşturursunuz sonra bu hedefi karşılayamayacağınız yönünde kaygı duymaya başlarsınız nitekim hedefiniz gerçekten de mükemmele yakın olduğu için (kimse o kadar iyi değildir) tam istediğiniz gibi olmaz. Bu da yeniden kaygı duymanızı sağlar üzerine bir de başarısızlık hisleri eklenir.

4. Bilişsel Çarpıtmalar

Çekingenlik, utangaçlık ya da sosyal kaygıda birtakım çarpık ( rasyonel olmayan) düşünceler vardır. Bu düşünceler esnek düşünmemizi hayata bakışımızın olumlu olmasını ve zihinsel anlamda rahatlamayı engeller.

a) Etiketleme :

Ben zaten akıcı konuşamam. Çok utangaç bir insanım, nasıl olsa başaramam.

Kişi kendini olumsuz durumlara tanımlar ve adeta bir çerçeve içerisine alır. Başarısızım diye kendini etiketleyen kişi bu etikete uygun davranmaya başlar ve farkında olmadan onu başarıya götürecek durumlardan kaçınır. Benzer şekilde çekingenim diye etiketleme yapan kişi kendini ifade edebileceği ortamlarda da çekingenim çerçevesinden çıkmaz ve başarılı olabileceği deneyimlerden kendini mahrum bırakır.

b) -meli/ -malı:

Diksiyonum çok düzgün olmalı. Konuşurken hiç hata yapmamalıyım.

Bu şekilde düşünmek kişiyi inanılmaz bir stres altında bırakır. Şu cümleleri çok önemli bir sunumdan önce patronunuz gelip size söylese belki çok kızar ve yaptığı uygulamanın ne kadar yanlış olduğunu düşünürsünüz. Ama kendinizi yakalamaya çalışın, belki gün içerisinde defalarca kendinizi böyle bir baskı altında bırakıyor olabilirsiniz.

c) Seçici Soyutlama:

Bunu bir örnekle anlatmak istiyorum. Sınıfta ya da çalıştığınız kurumda oldukça başarılı bir toplantı/ sunum gerçekleştirdiniz. Olumlu dönüşler aldınız ve herkes çalışmanızdan çok memnun. Yalnız bitirdikten sonra arkadaşlarınızdan biri yanınıza gelerek harikaydı ama bir sonrakinde ses tonunu biraz daha değiştirsen daha iyi olur sunumlarda tek düze ses tonu sıkıcı olabilir dedi. Seçici soyutlama yapan kişi bütün o olumlu dönüşleri başarıyla atlattığı sunumu görmezden gelir ve sürekli ses tonunu iyi ayarlayamadığını düşünmeye başlar, kendini başarısız ilan eder.

Bu şekilde düşünmek bir hastalık değildir, hepimiz zaman zaman etiketleme yaparız ya da olumlu durumları görmezden gelerek yalnızca olumsuz olanlara üzülürüz. Burada önemli olan bu düşünceleri yakalayıp rasyonel olanlarla değiştirebilme becerisi kazanmaktır. Bunu da ancak pratikle başarabilirsiniz. Düşünceleri rasyonel olanlarla nasıl değiştirebilirsiniz birkaç örnek vereyim:

Bilişsel Çarpıtma Rasyonel Düşünce
Her zaman başarılı olmalıyım.Bazen başarısız olmakta sorun yoktur.
Kendimi iyi ifade edemem.İyi ifade edemediğim zamanlar olsa da başarılı olduğum zamanları göz ardı etmiyorum..
Konuşurken takılırsam, hata yaparsam bu başarısızım demektir. Herkes zaman zaman hata yapar, takılır kimse mükemmel değil ben de değilim.
Gerçekten iyi olsaydım hiç eleştiri almazdım.Eleştiri beni geliştirir. Bir şeyi %100 doğru yapmak zorunda değilim. Birkaç pürüz beni başarısız yapmaz.

( Yüz yüze görüşmelerde seans saatleri değişkenlik gösterebildiği için lütfen randevu almadan önce mail atın.)

Başta biraz zor gibi gözüktüğünü biliyorum ama birkaç kez otomatik düşüncelerinizi yakaladıktan sonra değiştirebilme gücünü kazanmak çok daha kolaylaşacak. Bu zihinsel pratik gerektiren bir işlem olduğu için denemeye devam edin. Deneyimlerinizi benimle paylaşmak daha fazla bilgi almak ya da psikolojik danışma randevu saatlerine erişmek için bana ulaşabilirsiniz.

Buradayım 👇

Psk. Dan. Aygün Tertemiz

Ve burada 👇

ayguntertemiz@gmail.com

Psikolojik Danışma ve Rehberlik – PDR Bölümü

Bitirmeme son iki dönem kalmışken ilk kez bölümüm hakkında konuşacağım. Zamanı gelmiştir herhalde.

Böyle yazmışım üniversitedeki son yılıma başlarken.

2020 Haziran’da mezun olacağım diye de eklemişim. Virüsten, hastalıktan habersiz; bazı hocalarımı ve çoğu sınıf arkadaşımı son kez gördüğümü fark bile etmeden vedalaşmadan okuldan ayrılıp sonra da bilgisayardan sınavlara girip mezun olacağımı hiç düşünebilir miydim acaba bunları yazarken?

Benim de sorunum bu işte; çok fazla taslak açıyorum başlıklar yazıyorum birkaç cümle ekliyorum sonra kapayıp bir sene geri dönemediğim oluyor bunun gibi. Dönemediğim deyince yumuşattım biraz ama baya da dönmediğim aslında.

Ama üç senedir ilk kez taslağıma bu kadar büyük bir değişimle dönüyorum.

Neyse günah çıkarma bittiyse konumuza geri dönelim.

Bölümü seçmeyi düşünenlere; bölümün içeriğini ya bu pdrciler ne yapıyor diye merak edenlere ve o ne 2 yıllık mı diye soranlara cevap niteliğinde bir yazı olmasına çaba göstereceğim.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümünü bitirenlere psikolojik danışman denir.

Peki, PDR`yi tercih etmek için kriterleriniz neler olmalı?

Psikoloji ile ilgili eğitim alıyor olmak bence ciddi bir sorumluluk ve bu yalnızca danışanlarınıza karşı aldığınız bir sorumluluk değil aynı zamanda sosyal ve günlük yaşamı da kapsıyor. En önce kişi kendine, ben böyle bir yükümlülüğün altına gönüllü olarak girmek istiyor muyum, diye sormalı. Cevap evet ise biraz da derslerden bahsedelim:

Dersler… Bu kısım hakikaten güzel, psikolojiye insanlara ilgisi olan etrafını gözlemlemeyi seven bir insansanız dersler zevkli ilerler. Hayatınıza uygulayabileceğiniz, sıklıkla ya ben bunu yapıyorum diyebileceğiniz insanlarda gördüğünüzde artık bakıp geçmek yerine dikkat kesileceğiniz bir sürü yeni davranış kalıpları, düşünceler öğreneceksiniz. Teorik derslerin yanında bolca uygulama yapma olanağı da sunuyor size PDR bölümü. Psikolojik danışman adayı olarak danışan görecek, süpervizyon* alacaksınız. Yanı sıra stajlarda farklı kurumlarda çalışmayı deneyimleyerek kendinizi nereye ait hissettiğinizi de keşfedebilirsiniz. Zira bölümün tek amacı okullara ”rehber öğretmen” yetiştirmek değil çünkü sanılanın aksine. Adliyelerde pedagog kadro ünvanı ile psikolojik danışman istihdam edildiğini biliyor muydunuz?

Evet kısaca dersler yalnızca geçmek için çalıştığınız uğraşlar olmayacak, hayatınız haline gelecek size hayatı ve kendinizi yeniden keşfettirecek.

İddialı gibi değil mi?

Ama bütün bunların yanında bu bölümü ciddiye alırsanız, muhtemelen hayatınız değişecek ve bunu 1.sınıfın 1.döneminden itibaren hissedeceksiniz. İnsanlara bakışınız çocuklara yaklaşımınız insanlarla konuşma ve iletişim kurma biçiminiz değişecek, iyileşecek. Önceden sadece bakarken artık gören bir insan olacaksınız ve söylemeliyim ki bu herzaman o kadar da güzel bir şey olmasa da bölümün en büyük katkısı denilebilir.

Psikoloji yalnızca teoride öğretilen, danışma odasından çıktıktan sonra üzerini anahtarla kitleyebileceğiniz bir şey değil. Sizinle birlikte isteseniz de istemeseniz de her yere geliyor. Hayatı seviyor, yaşamayı insanlara dokunmayı seviyor bu yüzden onu hayattan uzaklaştırabilmeniz mümkün değil.

Yine ben bu yazıya başladığımda MEB bünyesine ataması yapılan psikolojik danışmanlara Rehber Öğretmen deniyordu. Bu nedenle de meslek tanımı yapmak bizler için zorlaşıyordu. Bununla ilgili güzel bir gelişme oldu yeni yönetmeliğimiz ile birlikte artık okullarda okul psikolojik danışmanı olarak yer alıyoruz. Mutluyuz, umutluyuz. ( Buraya not düşmek isterim rehber öğretmen diye bir kadro hala var çünkü geçmiş yıllarda uygulanan hatalı politikalar nedeniyle okullarda bildiğim kadarıyla %30 oranında alan dışı dediğimiz sosyoloji felsefe ve psikoloji bölümü mezunları halen rehber öğretmen olarak görev yapmaktadır. )

Okul psikolojik danışmanlığı ile devam etmek istiyorum çünkü bölüm mezunlarının en çok istihdam edildiği yer milli eğitim bakanlığı.

Okul çağındaki çocuk ve ergenlerin yalnızca matematik öğrenmeye, dil bilgisine ve bilumum müfredat derslerine ihtiyaçları olduğunu düşünmek çok büyük bir yanılgı olur. 2020 yılı süresince içinde bulunduğumuz çeşitli afet ve pandemi koşulları içerisinde psikolojik dayanıklılığın önemini daha somut bir şekilde gördük diye düşünüyorum.

Yani, bunlar olmasa bile bence yapılan en büyük hata öğrenci başlığı altında bütün çocuk ve gençlerin tek bir kişiymiş gibi düşünülmesi. Her birinin farklı çevrelerde yetiştiklerinin (kardeş olanların bile), farklı ilgilere farklı düşlere sahip olduklarının yeterince ayırdında değiliz. Değiliz diyorum çünkü bu hataya bu işin içinde olan herkes bence zaman zaman düşüyor. Madalyonun diğer yüzünden bakılınca haksız da sayılmayız; sistem, okulların kalabalıklığı, zorlu yaşam koşulları, hepimizi buna zorluyor bazen.

Bu yüzden çağdaş eğitim sisteminin temelini öğrenci kişilik hizmetleri oluşturur ve onun da merkezinde psikolojik danışmanlar aktif şekilde görev alır.

Çok kısa mezunların çalışabileceği diğer yerlerden de bahsedip yazımı sonlandırıyorum:

  • Rehberlik ve Araştırma Merkezleri
  • Özel Eğitim Merkezleri
  • Adalet Bakanlığı
  • Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı
  • Diyanet
  • TSK
  • Psikolojik Danışma Merkezleri

Muhtemelen saymayı unuttuğum yerler de vardır.


Süpervizyon : Meslekte deneyimli bir uzmanın, daha az deneyimli bir uzmana sunduğu bilgi, destek ve değerlendirme ile mesleki becerilerine ilişkin katkı sağlamasıdır.