Domestikasyon – Buğdayın Evcilleştirilmesi

Evcilleşmek.. İnsanoğlunun bulduğu ve işlevsel olarak kullandığı en eski fiillerden biri de budur belki de. Binek hayvanları, bitkiler , daha küçük ve sevimli hayvanlar…

Ama burada öyle bir tür var ki bu yazıda özellikle onun üzerinde düşüneceğiz. Buğday…. Evet buğdaydan bahsedeceğiz. Harari’nin Homo Sapiens’ini okurken beni en çok etkileyen cümlelerden biriydi bu: Tarihin En Büyük Aldatmacası, buğdayın evcilleştirilmesi.

Aldatmaca mı? Peki ya neden? İnsanların yerleşik hayata geçmesiyle ilgili oldukça düşündüren ve provoke eden bir yazı.

Öncelikle şunu anlamamızı istiyor, buğdayı evcilleştirdik diyoruz fakat evde oturan buğday değil bizleriz. Buğdaydan yani tarımdan önce ağaç tepelerinde koşturup avlanırken tarımla birlikte toprağın üzerine bir dal ile sınır çekip burası benim demeye başladık. Öyleyse çok basit bir mantık yürütmeyle diyebiliriz ki biz buğdayı evcilleştirmedik, tersine o bizi evcilleştirdi.

Dahası tembelleştirdi. Artık yiyecek peşinde koşup ağaçların tepesinde uyumak zorunda olmadığımız için belirli bir lüks de sağladı. Biz de bu lükse alıştık. Öyle alıştık ki hep daha fazlasını istedik.

Ayrıca yine yiyecek peşinde koşmadığımızdan boş vaktimiz de arttı ve böylece daha çok üredik. Buğday önce hepimizi doyurdu sonra hepimizin payına daha az yiyecek düşmeye başladı.

Evet gerçekten de buğday bizi evcilleştirdi. Önce küçük küçük evlere oturttu sonra biz üremeye devam ettikçe o da yetmedi daha büyük evlere oturttu. Bütün yerler yollar doldu; üst üste dizdi bu kez de apartmanlara oturttu. Kimilerine kötü davrandı aç bıraktı onları, kimilerine bol bol sundu kendini obez bile yaptı.

Aslında buğday belki de hepimize yetecek kadar vardı. Belki onun için birbirimizi öldürmemiz ya da gerektiğinden fazla yiyerek kendimizi öldürmemiz gerekmiyordu.

Herkesin doyabildiği kimsenin göbeğinin diğerinden daha şişkin olmadığı bir dünyada yaşayabilirdik mesela.

Peki ne oldu? Nasıl oldu da aç kaldık?

Yine burada da bence anahtar kelime lüks.

Garip bir dünya, mesela karnını doyuran yanında içecek istiyor üzerine giyecek bulan bir sonrakinde renk soruyor. Aç olan aç kalmaya devam ediyor çünkü korkuyoruz da bir yandan. Bölüşmeye korkuyoruz bence. Ekmeğinin yarısını verecek olan diğer yarımın kendisine yetmeyeceğinden korkuyor. Ama buradaki yetinmek karın doyasıya bir yetinmek değil çünkü artık fizyolojik olarak ihtiyaç fazlası olan şeyler duygusal olarak ihtiyaç.

Alışveriş yaparken anlayabilirsiniz bunu. Buna ihtiyacım var diyerek aldığımız şeylerin çok büyük bir kısmına aslında ihtiyacımız yok. İstiyoruz sadece. Kırmızı kazağım yok diyerek alınan bir giysi ihtiyaç değil mesela.

Tabi şimdi bunu sorgulamaya başlarsak günümüz koşullarında işin içinden çıkamayız. Zaten görselliğin prestijin çok önemli olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bu açıdan bakınca kırmızı kazak ihtiyaç yerine geçiyor öyle ya da böyle.

Bu yüzden ben en azından sorgulamayı da bir kazanç sayıyorum. Bazen kendimi dizginleyebiliyorsam, korkmadan paylaşabiliyorsam ihtiyaçlarımı sorguluyorsam bunları hep kazanç sayıyorum.

Ne diyorduk? Buğday. Evet biz evcilleştik ve kendimize dünya üzerindeki başka herhangi bir türün asla sahip olamayacağı bir düzen meydana getirdik.

Bu düzen biraz da kendi çocuklarından besleniyor tabii. Ama çarkı döndürmeye de devam edeceğiz elbette, başka türlü yaşamayı da bilmiyoruz zaten.


* Yuval Noah Harari – Hayvanlardan Tanrılara Sapiens (Tarihin En Büyük Aldatmacası syf. 89)

Domestikasyon – Buğdayın Evcilleştirilmesi’ için 3 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s