İnsan ve İnsanlık Hakkında

Bugün dünyanın bir yerlerinde çocuklar, insanlar ölüyorlarsa, düzeltiyorum insanlar ölebilirler fakat katlediliyorlar-sa bu kimin suçudur? ‘Dünyaya gelen’ ,bu söz şimdilik tırnak içinde dursun, bir bebeğin ölmesi için tek geçerli ve yeterli sebep savaşın sunduğu, o bebeğin o coğrafyada dünyaya gelmesidir.

Size bu küçük canlılar, bebekler, hakkında bilmeniz gereken bir şeyden bahsedeyim. Deneyim kelimesinin anlamı Türk Dil Kurumu’na göre bir kimsenin yaşamı boyu edindiği bilgilerin tamamıdır. Yani eğer hayatımız boş bir zeminse deneyimlerimiz orada bıraktığımız izlerdir. Peki bu gerçekten böyle mi?

Organizma belirli türde nöral bağlantılar üretmeye programlanmış gibidir ve çok miktarda ürettiği için bazı yollar gerekenden de fazladır. Buna göre bebek yaklaşık 18 aylık olduğunda başlayan budama süreci, deneyime verilen bir tepki niteliğindedir ve işe yaramayan yolların birçoğu seçilerek alıkonur. (Bee&Boyd, 2009)

Kısacası, deneyim bu zemin üzerinde bıraktığımız izler bir yana, aslında bazı izleri silmektir.

Buradan varmak istediğim bir yer var. Alıntıda sözü edilen budama süreci üzerinde biraz daha durmamız gerekiyor. Buradan anlamamız gereken ne?

Bir bebek doğduğunda dünyaya doğar, bir ülkeye bir kıtaya ya da bizim memleket atfettiğimiz herhangi bir yere değil. Bu bebek, zihninde varoluşuyla birlikte getirdiği bağlantılarla birlikte Hindistanda bir hindu olmaya da alışabilir bunu öğrenebilir, dünyanın herhangi bir yerinde çok dindar bir insan da olabilir, bir yerlerde bunun tam tersi şekilde de yaşayabilir. Burada ten renginden, gözlerin çekikliğinden, insanın iradesinden bahsetmiyorum. Söylemek istediğim, bir çocuk, bir insan dünyaya dünya üzerindeki herhangi bir iklim tipine, herhangi bir coğrafyaya bir yaşam biçimine uyum sağlayabilecek şekilde gelir. İnsanları yaşayış biçimlerine göre, dinlerine, dillerine göre ayrıştıran ve hatta daha da ileri gidip onları bu yüzden öldüren bizler acaba bu gerçeğin farkında mıyız? Kendimizi farklı ve üstün sayarken tek farkımızın varoluşumuzun dünya üzerindeki milyarlarca seçenekten biri olan bulunduğumuz coğrafyaya denk gelmiş olması olduğunu görebiliyor muyuz?

Yaptığımız tercihler, geçtiğimiz yollar bunların hepsi sahiden bizim seçimlerimiz mi? Kendimizden emin ve gururla yaşıyoruz, seçimler yapıyoruz, bazen insanların yüzlerine tükürüyor, onları iğrenç buluyor aşağılama hakkına sahip olduğumuza inanıyoruz. Neden inanmayalım ki? Bizler üstün ırka mensup insanlarız, erkekler erkek oldukları için zaten üstünler, dünyanın en üstün dini bizim inandığımız din ve inançsızlardan da nefret edebiliriz. Bu ‘biz’ i tanıyan var mı bir yerlerden? Biz kim miyiz? Sizin gibi düşünmediği için komşunuzla tartışıyor, giyiminden hoşlanmadığınız insanları göz hapsinize alıyor; dili, dini, ırkı, ten rengi gibi insanları en seçemedikleri özellikleri ile yargılıyorsanız, tebrikler o biz aslında sizsiniz.

Yaşam kendiliğinden ne iyi ne kötüdür. Ona iyiliği de kötülüğü de katan, sizsiniz. Bir gün yaşadıysanız, her şeyi görmüş sayılırsınız. Bir gün, bütün günlerin eşidir. Başka bir gündüz, başka bir gece yok ki. Atalarınızın gördüğü torunlarınızın göreceği hep bu güneş, bu ay, bu yıldızlar, bu düzendir.*

*Montaigne-Denemeler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s