Minyatür Yetişkinler, Sıkıcı Çocuklar

Eskiden çocuklar yetişkin insanların minyatür versiyonları gibi düşünülüyordu. Yani bir yetişkin gibi düşünebilir, öyle davranabilirlerdi ve davranmalılardı da fakat yalnızca minyatür oldukları için bazı konularda yardıma ihtiyaçları vardı. Yüksek bir yere uzanmak gibi mesela.

Çocuklarla ilgili yapılan araştırmalar ilerledikçe ve çocukların bilişsel gelişimleri de daha yakından incelendikçe çocukların yetişkinlerin minyatür halleri değil onların çok daha iyi bir versiyonları olduğu ortaya çıktı. İlk olarak, hayal güçleri daha genişti bu nedenle Gestalt kuramcılarının yaratıcılığın önünde engeldir diye bahsettikleri işleve takılma özelliği onlarda yoktu. Onlar için yeterince derin bir tabak şapkaya dönüşebilir, çatallar uçak olup uçabilirdi. Daha sonra görüldü ki beyinlerindeki tüm bağlantılar yeni oluşmaya başladığı için bir yetişkine göre daha hızlı öğrenebiliyorlardı. Ayrıca yine bu bahsettiğimiz bağlantıların yeni oluşuyor olması nedeniyle görüldü ki bu bebeklerin içine doğdukları aileye, topluma ve kültüre inanılmaz bir uyum sağlama yetenekleri vardı. Bu nedenle yaşamın ilk iki yılında temeli oturan dil gelişimi ile dünyanın hiçbir yerinde hiç kimse Türkçe dilini bir Türk gibi konuşamaz. Sonradan öğrendiğimiz dillerde konuşurken telaffuz sorunları yaşamamız da bu yüzden.

Kaba bir tabirle yaşamın özellikle ilk altı yılında ve genel olarak da son çocukluk döneminin bitimine kadar çocuklar adeta kurumamış çimento gibiler. Hani küçüklüğünüzde denk geldiyseniz kuruyunca şeklini alması için kurumadan önce avucunuzu üzerine bastırdıklarımızdan. Kuruduktan sonra nasıl ki ıslakken üzerinde bırakılan her çizik her bir iz kalıcı olarak üzerine yerleşiyorsa aynı şekilde çocuklarda bırakılan iyi veya kötü tüm izler de yaşamları boyunca yanlarında götürecekleri izler haline gelecek.

Gel gelelim bu müthiş donanım ve kabiliyetlerle dünyaya gelmiş çocukları sıkıcı, birçok harika özellikleri körelmiş yetişkinlerin dünyasına hapsederek yani onları birer minyatür yetişkin gibi algılayarak bu çocuklara ne yapıyoruz?

Yetişkin gibi düşünmelerini isteyip yapmadıklarında onları azarlayarak daha yaşamlarının ilk yıllarında endişe ile tanışmalarını sağlıyoruz.

Ve bildiğimiz gibi endişe asla yalnız gezmez, yanında getirdiği başarısızlık hissi ve başarısız oldukça azar işiteceğim korkusu da beraberinde geliyor.

Bununla birlikte hayal güçlerini kullanıp kendi ürettiği oyunlarıyla hem gelişimine katkıda bulunup hem keyifli vakit geçirebilecek olan çocuklar yine onlardan beklediğimiz yetişkin sessizliği, ağırbaşlılığı ve usluluğu gibi özelliklerden dolayı bir köşede dijital bir yaratık tarafından yavaşça köreltiliyor.

Bu senaryo çok korkunç fakat aynı zamanda biliyorum ki çok da tanıdık. Böyle söylendiğinde belki abartı gibi hissettirebilir ama bilimsel araştırmalar da gösteriyor ki hepimizin evinde bulunan dijital aletlerin yanlış ve denetimsiz kullanımı; konuşma becerisi, zihinsel gelişim gibi gelişim alanlarını olumsuz etkilemesiyle birlikte dengesiz kilo artışı, obezite gibi fiziksel zararlara da neden olabiliyor.

Oysa onlar hayali arkadaşlarıyla mış gibi yaptıkları oyunlarıyla ve her türlü amaçlarına hizmet ettirebildikleri eşyalarıyla , oldukları gibi kalsalar, hayatlarında bir daha asla sahip olamayacakları yegane şeylerden biri olan çocukluğu tabiri caizse dibine kadar yaşasalar ve önce mutlu birer çocuk ardından da mutlu yetişkinler haline gelseler… Olurdu. Güzel olurdu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s