Kısım 1: yolculuk, Naciye ve kırmızı boyalı kahvehane

-1-

Oturduğu koltukta rahatsızca kıpırdandı. Şimdiden bacakları huzursuz olmaya başlamıştı. Oysa yola çıkalı, saatine baktı, yarım saat bile olmamıştı. Geçireceği hali hazırda iki buçuk saat daha vardı. Üstelik otobüs hareket etti edeli sanki bu anı bekliyormuş gibi oldukça yüksek sesle telefonla konuşan bir de kadın vardı ve saçmalama, deyip duruyordu. Saçmalama, öyle olmaz. Hayır saçmalama, böyle dememiştir. Saçma, saçma… Yeter deyip zihnini susturdu. Yanından geçen ağaçları saymaya çalışıyordu. Şoförün sesiyle irkildi, ‘yeğenim’ diyordu, ‘bana şu numarayı okusana’, uzattığı telefona boş boş baktı bir iki saniye. Sonra aldı, okudu. En önde oturuyor diye muavinlik yapmak zorunda mıydı. Bu düşünceyi attı kafasından. Ne var ki diye düşündü. Umursamadı. Sorun, şu yeğenim lafında olmalıydı. Lüzumsuz ve laubali. Uyumaya çalıştı biraz. Aslında çalışmadı, gözleri kendiliğinden kapanmaya başlamıştı. Fakat çok sürmedi. Bu kez de araba duruverince gözlerini açmak zorunda kaldı. Mola. İndi, buz gibi hava suratına çarptı. Otobüsten inenler, çocuklarını lavaboya yetiştiren anneler, markete koşuşturanlar..

Kenarda durmuş sigarasını yakmaya çalışıyor bir yandan da gelip geçenleri inceliyordu. Derin bir nefes çekti içine, dumanı bıraktı havaya. Soğuktu ve elleri üşüyordu. Görüş açısından çıkmamış olmasına rağmen kısa aralıklarla otobüse bakmaktan da kendini alamıyordu bir yandan. Şoför de gitmişti ama az sonra elinde karton bir bardak çayla geri döndü. Kalan sigarayı ayağıyla ezip söndürdü. Her an gözünün önünden yok olabilirmiş gibi hızla otobüsün içine girip yerine oturdu. Otobüslerin tanıdık bir kokusu olurdu. Ağır, metalik bazen de şoförün türüne göre değişen kolonya kokuları karışırdı içine. O hep aynı yerde otururdu. Yolculuk yapacağı zaman önceden sorar yerini ayırtırdı. Eğer yeri doluysa bekler, bir sonrakine binerdi.

Rahatsız bir yolculuk geçirmişti. Bittiği için rahattı artık. Kafasında birtakım hesaplar yapıyor, düşünüyor, karıştırıp bozup yeniden yapıyordu bir şeyleri. Ayakları onu otomatik olarak kahvehaneye götürdü. Kırmızı boyalı, tahta kapılı dükkana girdi. Yıkık döküktür ama sandalyeleri rahat diye buraya gelmekten kendini de alamazdı. Sahibi Rüstem beyin pala bıyıkları vardır. Hep oturur, tüm işleri çırak Ahmet yapar. Yine de başıyla verdi selamını. Rüstem elini göğsüne götürdü, selamını aldı. Çayını yudumlarken şimdi nereye gideceğini tasarlıyordu. Naciye, defol git, demişti. Adam değilsin sen. Naciye ne bilirdi ki? Okuma yazması da yoktu hem. O adamlıktan ne anlardı. Eve ekmek soğan götürünce adam olurdun, yoksa yok. Eliyle bir yanı sökük ceketinin cebine dokundu. Gittiği yerden aldığı gümüş bilezik oradaydı. Aklı da biraz eksikti bu Naciye’nin başka karılar gibi ille de altın diye tutturmazdı. Gümüş mü teneke mi aldırmaz alır takardı. Belki de iyiliğinden yapıyor diye düşündü. Niye defol git demişti o zaman? Unuttu. Hep unuturdu. Naciye buna da kızardı bazı. Şoförün yaşlı, kırışık yüzünü düşündü birden. Yeğenim, demişti. Küçük değildi ki o halbuki.

Kafasını salladı. Boşver. Boşver. Nasıl olsa Naciye içeri alırdı. Hep alırdı. Bileziği de görünce hepten yumuşardı.

Cebinden çıkardığı bozuklukları saydı, masaya bıraktı. Rüstemden yana hiç bakmadan, çıktı gitti.

..

Kısım 1: yolculuk, Naciye ve kırmızı boyalı kahvehane’ için 4 yanıt

  1. merhabalar. hikâyenin gidişatı hoşuma gitti. sadece bazı yerlerde hızlı geçiş yapmışsınız ama seçtiğiniz kelimeler çok hoşuma gitti. unutmuşum, hatırladıklarım oldu 🙂 başarılar dilerim 🌷

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s