Düşüş- Son

Uzanıp sehpadaki bardağı alacaktı. Sahiden çok susamıştı. Kadın atıldı, bardağı uzattı. Sonra ellerinin titrediğini görünce suyu içmesine de yardım etti. Ölecekti. Biliyordu.

Tanrıların tanrısı hiddetle doğruldu yerinden. ” Ne cüretle? ” diye haykırdığında yeryüzünde bir yerlerde küçük bir deprem oluştuğuna neredeyse emindim. Yerlere kadar eğilerek kralı selamladım,yarı koşar yarı kaçar bir halde bu devasa yaratığın huzurundan uzaklaştığım an sonunda tuttuğum nefesimi serbest bıraktım. Yaşıyor muydum? Hem de nasıl!

İşte her şey böyle başladı.

O günden sonra işler çok hızlı gelişti. Onu hiçbirimiz daha önce böyle öfkeli görmemiştik. Fakat yine de zavallıyı dünyaya, o sefalet yuvasına, fırlatacağını hiçbirimiz öngörememiştik. Zaten en başta böyle bir yeri ortaya neden çıkardığını da kimse anlayamamıştı. Ama yani, o tanrıydı, anlıyorsunuz değil mi? Öylece ‘neden’ diye soramıyordunuz. Biz burada böylesi bir rahatlıkta yaşarken o zavallıların sürünüyor olmaları hep bir parça içime dokunmuştur zaten. Ama pek umursadığım da söylenemez. Beş dakika falan. Sonra unuturum. Neyse. Konumuza dönelim.

Normalde tüm vaktimi dünyayı, ya da oradakilerin neler yaptığını gözleyerek geçirmem. Ama burada ufak, şımarık bir tanrıdan söz ediyoruz. Bu arada kendinden olan birine verdiği bu dehşetli ‘dünya’ cezasından sonra herkesin ne kadar diken üzerinde olduğunu da söylemekte yarar var. Yine konuyu kaçırıyoruz.

O her şeye duyarlı, o zavallı insan vücudunu kullanmanın ne kadar zor olduğunu, ne acılar çektiğini sizlere anlatabilmem çok zor. Yine de beklediğimden çabuk uyum sağlayarak çevreye karışması, bilemiyorum şaşırtıcıydı. Tıpkı onlar gibiydi, yalnız yapamıyordu. Fakat tüm bunlara rağmen ‘aşk’ mı ? İşte asıl sürpriz burada başladı. Tiksindiği, bir an önce olması gereken asıl yere, buraya dönebilmesi için çekmesi gereken bir ceza olarak gördüğü dünyayı bir gecede biri gelip sanki farklı bir renge boyamıştı. Sahiden aşk mıydı bunu yapan? Bu kadar güçlü bir duygu muydu, gururlu bir tanrı oğlunu tüm şöhretini ve yurdunu bırakma pahasına dua ettirebilir miydi babasına yalnızca alınacak birkaç nefes daha için?

Ama olmuştu işte.

Buralarda zaman çok çabuk geçer. Çünkü ne de olsa tüm zamanlar bizimdir. Bizimki beni yeniden huzuruna çağırdığında, aşağıdakinin sayılı günleri kalmıştı bile. ‘Gördün değil mi?’ dedi alayla. ‘Siz kalın kafalıların bir türlü anlayamadığı şeyi,’. Bir şey demedim. Zaten de diyemezdim. Ne yapsam diye tereddütle beklerken devam etti. ‘ O anladı ama, ‘ dedi. ‘Sonunda anladı. Bak, ne kadar üzgün. Ölecek, farkında. Beni çağırıyor, bana dua ediyor. Ne için? Birkaç sene daha? Ya da belki sonsuza dek orada kalmak? ‘ Sonra anlayamadığım bir şeyler mırıldandı, kalktı dolandı etrafta biraz. Sonunda, ‘ama benim daha iyi bir fikrim var, ‘ dedi.

Kadın, ellerini tutmuş ‘seninle birlikte ölsem ben de keşke’ diyordu. Ama ne derler bilirsiniz, dileklerin kötü yanı bazen gerçekleşmeleridir.

Bu hikaye de burada bitti. Onlara ne mi oldu? Tanrının hep değişik bir mizah anlayışı olduğunu düşünmüşümdür zaten. Onlar büyüdüler. Öyle büyüdüler ki, evrene sığamaz oldular. Sonra da parça parça olup tüm insanlığa dağıldılar.

Söylemeden geçemeyeceğim, görseniz o ‘ulu’ tanrı küçük insan yavruları gibi oluvermişti. Oldukça sinirli bir anında bir insan tam karşısındakinin boğazını sıkıp öldürecekken bir anda duraksayıp kalbinde bir sıcaklık hissediyor ya da dünyanın bambaşka bir yerinde bambaşka bir insan yaşlı annesini sırtında hastaneye taşıyordu, bir yerlerde aşıklar birbirlerini sarmalıyor, bazı evlerde kavgalarının tam ortasında öfkeli karı kocalar birbirlerine sarılıveriyorlardı. Bizimki de bunları işaret edip, ‘bakın, bakın’ diyordu. Sahiden gözlerimizi devirsek, herhalde gözlerimizi oyardı ama herkes patlamak üzereydi artık bu durumdan.

Dünya artık daha yaşanılır bir yer miydi? Orası tartışılır.

Ama sanıyorum, önceden eksik bir şey vardı. Tanrı, bu insanlara her şeyi vermişti. Nefes, su ve yemek. Başlarını sokacakları gittikçe devleşen çatılar ve bazen bundan şüphe ediyor olsam da zeka.

Bunların hepsini sonradan yaratmıştı, böylece artık onlara kendinden bir şey verdi.

Yine bir aralık, dünyaya bakayım dedim. Sağanakta çıkmış sokak ortasında dans eden bir çifte kaydı gözüm.

Yok, dedim kendi kendime. Bu kadarı bizim işimiz değil. Bu başka tür bir delilik.

..

Düşüş- Son’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s