Çatlaklardan Sızanlar

Uzayan saçlarına baktı, demek umutsuzluk insanın ağzında böyle bir tat bırakıyordu. Elbette, duyguların da tatları vardı ve bazıları hiç hoş gelmezdi. Umutsuzluğun tadı ise hiç ötekilere benzemiyordu, mutsuzlukla başa çıkıyordu insan, en azından o çıkabiliyordu. Tadı da hem o kadar kötü değildi. Ama umutsuzluk.. Tüm tatların bir de kokusu olması gerekir ya umutsuzluk ölüm gibi kokuyordu. Sevinçlerin, bir an gökyüzüne bakıp geleceği kurmanın belki derin bir nefes almanın doyasıya baharda… Tüm bu güzelliklerin, yaşamın kıyısına atılmış; bazılarının bazen uğrayıp hızla kurtulduğu, bazılarının ise bir ömür saplanıp çıkamadığı, kıyıda köşede kalmış; kimi zaman ayıplanmış, ötelenmiş, kimilerince sahiplenilmiş mecburiyetten de olsa sevilmiş bir sonu bir ucu bucağı vardı.

Buna bazen yalnızlık deriz, rahatlığı sorguya gelmez fakat zehirler. Bazen adı mutsuzluk olur, anidir geldi mi derinden gelir, uçuverir; kaybolur bir anda da. Ama umutların bittiği yerde başlıyorsa layık gördüğün isim..

Bununla baş etmek onun için zor olacaktı. O zaten yalnızdı ve aslında hiç umudu da olmamıştı. Ama bir kereliğine ve çok kısa da sürse o bahar kokusunu tatmıştı damağında. Artık hayatı boyunca bunu unutamayacak, içinden asla çıkamayacağı bu dört duvar arasında hep onu o tadı arayacak bulamadıkça da midesinde süzülen o yılan dişlerini geçirip duracaktı hiç acımadan. Tatmadan önce nasıldı? Belki tatsız tuzsuz yavan bir yemeği yemek gibiydi durmadan ama karnını doyuruyordu ve yavan olduğunun bile farkında değildi belki de. Yalnızca bildiği tek yemek buydu işte.

Duvarlarda gezdirdi ince parmaklarını, pürüzlü yüzeyi hissetti. Hep böyle miydi? Bu kadar berbat mıydı?

Yıllar önce bir keresinde, şimdi asla hatırlayamadığı bir zaman diliminde, buradan çıkmayı denemişti. Duvarlara çarpmış, dizleri elleri parçalanana kadar devam etmişti. Neden yapmıştı ki bunu? İşte, bu kadar hatırlamıyordu. Zaman eylemlerin nedenlerini,yüzlerini ve itici güçlerini hep alıp götürüyordu. Geriye silik bir şeyler kalıyordu ama onun da pek faydası olacak gibi değildi.Etrafına bakınıyordu şimdi ilk kez görüyor gibi, koridorlara göz gezdirdi, alabildiğince kıvrılarak ilerliyorlar birbirlerinin içinde kayboluyorlardı. İçinde bulunduğu kısımı da içine alan sonsuz döngü ve birbiri içinde eriyen koridorlar, bunu daha önceden fark etmemiş olmak nasıl mümkündü? Fakat birkaç saniye sonra iç içe geçmiş koridorlar yerine tozlu bir duvar gördüğünde baktığı yerde, neyin farkına vardığını bile hatırlamayacaktı.

Döndü, duvarlara bakıp iç geçirdi. Yeniden çok uzun zaman önce duvarları yıkıp geçmek için kendini nasıl da paraladığını hatırladı. Bunu tekrar yapamazdı. Oturdu, sessizce oturdu.

 

Çatlaklardan Sızanlar’ için 3 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s